70
Products
reviewed
498
Products
in account

Recent reviews by Nalnoatoff

< 1  2  3  4  5  6  7 >
Showing 1-10 of 70 entries
9 people found this review helpful
1.2 hrs on record
Saints Row serisine kesinlikle yakışmayan bir devam oyunu.

Steam hesabımı ilk açtığım zamanlarda (yaklaşık 12 yıl kadar önce) Saints Row serisinin 3. ve 4. oyunları favorim haline gelmişti. Co-op yanı eğlenceli olduğu kadar oyunun kendisi de özgün bir deneyim sağlayabiliyordu. Açıkçası uzaylıların dünyayı istila etmesi, süper güçlere sahip olmak ve dubstep silahıyla insanları dans ettirmek gibi noktalar oyunu saçma değil, keyifli yapabilmeyi başarmıştı. En basitinden saydıklarımı bu oyuna ekleseler muhtemelen saçma bulunacaktı. Çünkü asıl olay oyunun büyüsünde saklı olmalı. Yani ilk oyunlara ne eklenirse eklensin bir şekilde özgün duruyor ve yakışıyorken, bu oyun en başında stil nedeniyle direkt olarak her şeyi kaybetmiş. Resmen devam oyunu değil de UE ile oluşturulmuş bir "Saints Row simülasyonu" havası var. Tasarım ve içerik açısından eski oyunlara kıyasla ruhsuz, keyifsiz ve boş bir evren kalmış geriye. Saints Row serisi kafamdaki gibi kalsaymış daha iyi olurmuş. Bizzat seriden bile soğutabilir. Çok büyük hayal kırıklığı, asla önermiyorum.
Posted 19 December, 2025. Last edited 19 December, 2025.
Was this review helpful? Yes No Funny Award
5 people found this review helpful
4.9 hrs on record
To the Moon'dan sonra oynamak için geç kalmış olsam da, bu oyunlarda sizi tam tersi gibi hissettiren bir şeyler var.

"Geç kalmak", aslında hayatımız boyunca deneyim edindiğimiz bir şey değil mi? Peki son geç kaldığınız şey sizin için ne olacak, bunu üzerine hiç düşündünüz mü? O anda yaşadığınız bir olay üzerine mi, yoksa yıllar önce içinizde kalan bir ukdenin tamamlanamayışı mı olacak bu geç kalış? Muhtemelen bunu düşünmek için vaktiniz var. O yüzden şimdilik Colin'e odaklanalım.

Ölmekte olan Colin'in hikayesini tamamlamak için, hafızasını değiştirmekle görevlendirilen ve böylece onun ölmeden önce huzur içinde yatabilmesi için son dileğini yerine getirmesini sağlayan iki doktor Eva Rosalene ve Neil Watts'ın bakış açısıyla; Colin'in hayatına dair anılarında gezmeniz ve ipuçlarını ortaya çıkarmanız gerekiyor.
To the Moon oyunundaki gibi tekrardan ölüm ve anılar teması dramatik, hüzünlü ve yer yer esprili bir şekilde anlatılıyor. Kendinizi kaptırdığınızda, aslında garip bir şekilde, oldukça basit görünen bu bağımsız oyunların içinize işlediğini hissedebilirsiniz. Kesinlikle To the Moon kadar başarılı.
Posted 28 November, 2025. Last edited 28 November, 2025.
Was this review helpful? Yes No Funny Award
4 people found this review helpful
52.9 hrs on record
"Looter Shooter" algısını sıkıcı hale getiren bir Looter Shooter hakkında ne düşünülmesi bekleniyor?

The First Descendant'ta, Unreal Engine motorunun getirisiyle beraber optimizasyon sorunları olsa da en büyük sorunu aslında oldukça vasat altı hikayeyi anlatan bir evrenin üzerine kurulması. Warframe’in akışkanlığına ve Destiny 2’nin atmosferine açıkça özenilmiş; ancak bu iki oyunu özel kılan şeylerin yalnızca yüzeyi alınmış ve öylece sunulmuş. Bir silahı veya karakteri son seviyesine yükseltmeniz için seviyesini sürekli sıfırlayıp seviye kasmaya baştan başlamanızın gerektiği, kendini tekrarlayan müthiş sıkıcı bir güçlendirme sistemi var. Favori karakterinizi düşürdünüz, karakterin silahlarını da düşürdünüz ve artık yapabileceğiniz bir güçlendirme kalmadı diyelim. O zaman eğer oyunun içindeki bütün karakterleri açmak ve en üst seviyeye kadar kasmak gibi bir amacınız kalmıyorsa tebrikler, battle pass sistemi yenilenene kadar oyunu bitirmişsiniz demektir.
Bu dengeyi Warframe'in oldukça iyi sağladığı, The First Descendant'ın ise her yönden zayıf kaldığı kesin. Sonuç olarak The First Descendant; teknik olarak gösterişli ama kimliği olmayan, başka oyunların başarılarını tekrar etmeye çalışırken kendi sesini oluşturamayan, en kötü ihtimalle "muadil" bile olamayacak kadar eksik bir looter shooter olarak diğerlerinin gerisinde kalıyor.
Posted 26 November, 2025. Last edited 19 December, 2025.
Was this review helpful? Yes No Funny Award
6 people found this review helpful
1 person found this review funny
6.2 hrs on record
Double Fine'dan ilginç ve neredeyse sürrealist bir oyun daha.

Artık kült kabul edilen ve açıkçası favorilerimden biri olan Grim Fandango gibi bir yapımın yanında Brütal Legend ve Psychonauts’un da geliştiricileri Double Fine’ı her bir işinin orijinalliği ile biliyorsunuzdur. Double Fine sayesinde kendinizi; Brutal Legend’ın evreninde bir backstage çalışanıyken heavy metal cehenneminde uyanan Eddie’yi, Stacking’de de ailesini sanayicilerden kurtarmaya çalışan Charlie ismindeki bir Rus matruşka bebeğini oynarken bulabilirsiniz. Double Fine’dan söz edilirken, birbirinden orijinal ve nispeten “absürt” temalı oyunları olduğunu çok iyi bilirsiniz. Ya da artık bir fikriniz var. Bu nedenle, son işleri Keeper’dan beklenebilecek absürtlük de elbette şaşırtmadı ancak bu absürtlük boyutuyla çoğu kişiyi hipnoz etti.

İlk olarak, yeşil renkte bir kuşun, yaratığımsı varlıkların oluşturduğu sürü şeklindeki bir karanlık güçten kaçmaya çalıştığı gösteriliyor. Bir deniz fenerine konuyor ve deniz fenerinin ışığı sayesinde bu sürüden kurtulabiliyor. Bir kuş ile oynayacağınızı, uçup kaçarak “yuva” alegorisine ulaşmanız gerektiğini düşünebilirsiniz. Ama hayır, bir deniz fenerini oynayacaksınız.

Farklı formlar arasındaki ani ve ilginç geçişler.

Deniz fenerini kontrol etmek mi? Evet, kulağa sıkıcı geliyor. Double Fine ise bunu o kadar ilginç hale getiriyor ki bir yerden sonra bu anlamsız ilginçliğe kapılıp, “Sırada ne var?” demeye başlıyorsunuz. Çünkü önce deniz fenerinin bacakları çıkıyor, sonra farklı bir forma bürünüyor, daha sonrasında ise sadece tek bir parçasıyla oyuna devam ediyorsunuz. Bu kısmı, spoiler içermeyecek şekilde daha fazla anlatabileceğimi düşünmüyorum ancak bu olay silsilesinin garip olmasını sağlayan şey; ilginç formların dramatik geçişlerle verilmesi oluyor kesinlikle.

Atmosferik açıdan sanatsal bir yoğunluk taşıyor.

Keeper, atmosferik açıdan “9” animasyonunu, bazı kamera açılarında ise Little Nightmares serisini andırıyor. En azından bazı bölümleri diyelim.
Karanlık çökmüş, dolayısıyla da aşırı derecede karamsar bir birikinti; etrafa dikkatlice bakarsanız dev ama tatlı bir canavarı görebileceğiniz, pamuk şekere benzeyen pembe tiftiklerin bulunduğu bir bahçe. Bölüm bölüm değişen atmosferin yanında, ilginç anlarda kameranın neredeyse “mobese” gibi işlediğine de şahit olabilirsiniz. Garip kamera açılarına alışmış olabilirsiniz ama atmosfer açısından çıkarılan iş bakımından, türünün tek örneğine şahit olabiliriz. En azından belli bir süre için.

Bu yazının tamamını "LEVEL"[www.level.com.tr] dergisinin #321 sayısında okuyabilirsiniz.
Posted 4 November, 2025.
Was this review helpful? Yes No Funny Award
29 people found this review helpful
2 people found this review funny
41.8 hrs on record (6.0 hrs at review time)
İlk oyunun yarattığı hype, kaldığı yerden devam ediyor.

Bu yıl içerisinde çıkması en çok beklenen oyunlardan biri Silksong’du. Steam, Playstation ve Xbox; kısacası bütün platformları çökerten bir yoğunlukla karşılandı. Hollow Knight’ın sevilen karakteri Hornet’in yer aldığı Silksong; birinci oyunun eş zamanlı oyuncu sayısını yüz on bir binle kırdıktan sonra aynı gün içerisinde beş yüz altmış iki bin eş zamanlı oyuncu sayısına ulaşıp çok daha büyük bir rekora imza attı. Bu rekorun altında, uzun süren geliştirme sürecinin getirdiği heyecan olsa da birinci oyunun bıraktığı etki de bir hayli fazlaydı.

İlk oyunun sevilen karakteri Hornet’in hikâyesi.

The Knight’ın gücünü ve dayanıklılığını test etmek için iğnesini akrobatik hareketlerle savurarak düelloya tutuşan ve “düşman” olarak karşımıza çıkan Hornet, aslında hikâyeye göre Knight’ın destekçilerinden biriydi. “Protector of Hallownest” ünvanıyla anılan Hornet’in soyu; örümceklerin kraliçesi Herrah the Beast ve babası ise birinci oyundan aşina olunan Hallownest’in hükümdarı Pale King’e dayanır. Çoğu kez rastlamış olabileceğiniz “yarı soylu, yarı sefil” karakterlerdendir.

Silksong’daki hikâyesi ise, bir çeşit “veiled bugs” isimli örümcekler tarafından kaçırılıp Pharloom krallığına getirilmesiyle başlıyor. Kafesinden kaçmayı başaran Hornet, Citadel’e ulaşmak için tehlikeli yerlerden geçmesi ve güçlü böcek türlerini alt etmesi gereken bir yolculuğa çıkmak zorunda kalır. Bu noktaya kadar oyunun hikâye kısmındaki bilinmezlik yavaş yavaş aralanmak suretiyle devam edecektir.

Pharloom’un inançlı böcekleri; Pilgrim halkı ve yan görevler.

Oyuna başladıktan kısa süre sonra Bonebottom’a ulaştığınızda ilk görebileceğiniz topluluk olan Pilgrim böceklerinin kampı, ilk oyundaki Forgotten Crossroads’un güven veren havasını anımsatıyor. Bu bölgede erişilebilen dilek panosuna asılan “wish”ler ise yeni bir özellik. Wish kısmında erişilince; teslim edildiğinde bazen ödül kazandıran ve NPC diyaloglarıyla hikâyeyi zenginleştiren, Pilgrim böceklerinin yan görev olarak seçilebilen istekleri listeleniyor. Bu görevler; bağış yapmak ve böcek kabuğu toplamak gibi, oynanışa eşlik edecek türde isteklerden oluşuyor.

Geo yerine Rosaries ve Shell Shards.

Hollow Knight’ta toplanabilir birim olarak sadece Geo kullanılıyorken, Silksong’da Rosaries ve Shell Shards kullanılıyor. İsmini Rosary’den alan ve tesbih görünümünde olan Rosaries, düşmanları öldürünce veya görev tamamlayınca elde edilebilen önemli bir para birimi. Rosaries sayesinde haritadaki fast travel için gerekli olan noktaları ve bankları açabilirsiniz. Hornet öldükten sonra topladığınız boncukları kaybetmek istemiyorsanız ipe dizmeniz veya ipe dizili olarak bulduğunuz boncukları bozmamanız gerekli. Shell Shards, aynı şekilde düşmanlardan düşebilir ama daha çok craft esnasında veya alet tamiri için materyal olarak kullanılıyor.

Buradaki detay sadece kullanım alanına yansımış basit bir değişiklik olarak görünse de iki oyunun arasındaki amacın farklılıklarını ortaya koyuyor. İlk oyunda yer altına inmeye çalışan The Knight için para birimi olarak fosiller kullanılıyorken, Silksong’da ise kutsal merkez Citadel’e çıkmaya çalışan Hornet için inançla bağlantılı olmak üzere tesbih boncukları kullanılıyor. Hatta bahsetmiş olduğum, Türkçesi “hacı” anlamına gelen Pilgrim böceklerinin hikâyesine dikkat ederseniz, amaçları tıpkı Hornet gibi Citadel’e yolculuk etmektir.

Hornet’in dinamikleri, The Knight’a göre çok daha hızlı.

İlk oyunda, Hornet karakterinin saldırı stilleri ve hareket hızı The Knight’a göre oldukça hızlıydı. Bu dinamik, Silksong’a da yansıyor. Hornet’in dash, hızlı koşma veya saldırma gibi kabiliyetleri oynanışı elbette hızlandırıyor ve kolaylaştırıyor. Hornet’in agresif ve akıcı dinamiklerine karşın boss seçenekleri de bir o kadar zorlaştırılmış. Hollow Knight’daki zorluk devam etse de boss kesmek, adeta dans ediyormuşçasına bir yatkınlıkla oynadığınız zaman yer yer keyifli bir süreç haline gelebiliyor. Aynı zamanda haritada ilerlemek de bölgelerin daha hızlı ve kolay geçilebilmesi sayesinde bir o kadar akıcı ve keyifli hale geliyor.

Metroidvania ve Soulslike’ı bir araya getirip, ilginç böcek karakterleriyle destansı bir hikâyeyi sahiplenen serinin ikinci oyunu Silksong, birinci oyunu açık ara geride bıraktı. Oynanış açısından farklı tarzlara yönelinmesi, potansiyel zorluklar için daha kolay bir zemin oluşmasını sağlasa da düşman zorluklarıyla bu dengeleniyor. Silksong’un tam kıvamında bir iş olduğuna dair düşüncemi ise; kırdığı rekorlar ve oyuncuların gösterdiği yoğun ilgi sayesinde tereddüt etmeden belirtebiliyorum.

Bu yazının tamamını "LEVEL"[www.level.com.tr] dergisinin #320 sayısında okuyabilirsiniz.
Posted 5 September, 2025. Last edited 5 September, 2025.
Was this review helpful? Yes No Funny Award
7 people found this review helpful
4.0 hrs on record
Aztek tanrısı Xipe Totec’ten ilham alan, Türkçe seslendirmeli bir korku oyunu.

Çıkışından önce Türkçe seslendirmesi ve başarılı grafikleriyle dikkat çekmeyi başaran Death Relives, İstanbul merkezli Nyctophile Studios altında bir araya gelen geliştiricilerin ilk oyunu olarak dijital mağazalarda yerini aldı. Bu süreçte takibe alıp merakla beklediğim Death Relives’in yapım sürecindeki bazı detayları öğrenme fırsatı yakaladım.

Başarılı seslendirmeler; Antik Nahuatl dili ve ölüm düdüğü.

Mitolojiden esinlenerek tasarlanan ana kötü Aztek tanrısı Xipe Totec’i antik Nahuatl dilinde seslendirebilmek için Meksika’dan bir ekiple çalıştıklarını ve ölüm düdüğü sesini olabildiğince başarılı bir şekilde oyuna aktarmak için gerçekçi seslendirmeler/ses efektleri kullandıklarını görmek heyecan uyandırıcı oldu. Oyun içerisinde ise, özellikle kulaklıkla oynandığında, Xipe Totec’in seslendirilmesindeki başarıları rahatlıkla anlaşılabiliyor.

İçerisinde çözülmeyi bekleyen gizemlerle dolu bir Malikane.

Karanlık bir ormanın içerisinde yolculuk yapan Adrian ve annesi Julia, yol üzerinde korkunç bir yaratıkla karşılaşır. Yerde yatan yaratığı kontrol etmek için indiğinde, yaratık Julia’yı kaçırır. Hikâye bu şekilde başlar. Arabadan inip annesini aramak için yakındaki ıssız malikaneye giren Adrian, bu malikanede yalnız olmadığını fark eder. Xipe Totec’ten kaçmaya çalışırken bir yandan ipuçlarını arayarak ve zorlayıcı olmayan bulmacaları çözerek, Adrian’ın annesinin kaçırılma nedeninin ardındaki gizemi keşfetmeniz ve hikâyeyi tamamlamanız gerekli. Bu süreçte, Xipe Totec’in mitolojisinin anlatıldığı farklı diyarlara ilginç ama kısa yolculuklar yapıyorsunuz. Oyunun hikâyesi fazla uzun sürmese de merak uyandırabiliyor, sonu ise hiç beklenmedik bir yola çıkıyor.

Tanrı Tohumunun ve Xizoltic silahının yardımıyla ilerlemek.

Adrian’ın bileğine taktığı God Seed (Tanrı Tohumu), nerede saklanmanız gerektiğini gösteren bir çeşit bitki ve radar işlevi görüyor. Radarda beliren kırmızı nokta Xipe totec’in yerini gösteriyor ve beyaz nokta ise etkileşimde bulunulması gereken yerleri açığa çıkarıyor. Bu çiçek ve mitolojide tarımı ve yeniden doğuşu simgeleyen Xipe Totec, mistik bir bağa sahip. Xizoltic silahını kullanarak Xipe karakterini Mictan’a gönderirseniz, bu çiçek zayıflamaya başlıyor ve zaman kazanabilmek için etraftaki hayalet rahiplerin kanını içerisine doldurmanız gerekiyor. Xipe, Micran’a gönderilip yeniden doğduktan sonra eskisinden güçlü bir şekilde geri geliyor. Oynanış stili, neredeyse oyun boyunca saklanmak veya zamana karşı yarışmak arasında dönebiliyor.

Bu yazının tamamını "LEVEL"[www.level.com.tr] dergisinin #320 sayısında okuyabilirsiniz.
Posted 5 September, 2025. Last edited 5 September, 2025.
Was this review helpful? Yes No Funny Award
3 people found this review helpful
8.2 hrs on record (4.5 hrs at review time)
Müzik teması üzerine kurulmuş evreniyle, sıra tabanlı savaşların bol olduğu keyifli bir RPG.

Ritual Studios’un, Ned Scallon’un katkılarıyla müzik teması üzerine kurmuş olduğu evreninde geçen Fretless – The Wrath of Riffson; müzik sektöründe çıkış yakalama hayali olan Rob adında genç bir adamın, televizyonda rastladığı Battle of the Bands'e katılmak ve kötü plak şirketinin yöneticisi Rick Riffson'ı devirmek için yaptığı yolculuğu konu alıyor.

Müzik, sıra tabanlı savaşları keyifli bir deneyime dönüştürüyor.

Görev tabanlı bir hikâyeyle ilerleyen Fretless’ın haritasında ilerlerken karşınıza çıkabilecek canavarlara yaklaştığınız zaman erişilen savaş ekranının tasarımının alışılagelmiş bir rahatlığı var. Combat sistemi ise tamamen örüntü ezberleme ve refleks üzerine. Bu da bir yerde alışılagelmiş olarak görünse de refleks ile her zaman baş edemeyeceğiniz noktalar mevcut.

Saldırmak veya savunmak üzere, combat anında alt kısımda “riff” yani güç kısmı beliriyor. Bu güçlerden her etapta üç adet seçebiliyorsunuz ve rastgele beliren güçlerin çeşitliliğini arttırabilmeniz için oyunda ilerleme katetmeniz gerekiyor. Combat yani saldırı sırasında kullanmak istediğiniz güçleri, Riff book kısmından ayarlayabiliyorsunuz. Bu kısımda, riff kullanımını daha etkili hale getirmek için, düşmanlardan düşen materyalleri kullanarak özellik etkilerini yükseltebiliyorsunuz. Riff seçenekleri ve savaş ekranı tasarımı, kullanılan enstrümana göre değişiklik gösteriyor. Tek değişen kısım bu değil. Her bir riff için ayrı animasyon örüntüleri var ve saldırı güçlerini kullanırken dikkat edilmesi gereken sarı çizgiler de buna göre farklı şekilde belirlenmiş. Combat sistemini “keyifli” kılan büyük bir kısmı ise bu özellik oluşturuyor.

Enstrüman modifiye etmek ve büyük vuruşları sergilemek, gidişatın bir parçası.

Oyunun ilerleyen kısımlarında bir bir kilidini açmış olduğunuz bütün enstrümanları istediğiniz özelliklerle modifiye edebiliyorsunuz. Ancak bu modifiye parçalarını bulmanız gerekli. Örneğin, "Ceramic Pickup" takarsanız combata girdiğinizde 15 kalkan ile başlıyorsunuz. Gitar türleri ağırlıklı olsa da açılabilecek başka enstrümanlar da var.
Düşürdüğünüz veya satın aldığınız modifiye eşyalarının büyük bir kısmını, harita üzerinde belli yerlerde bulduğunuz masalar aracılığıyla takabiliyorsunuz. Pedal Collection kısmında ise aynı mantıkla farklı pedalları açıp bu pedalları takarak bonuslarını elde edebiliyorsunuz.

Bu yazının tamamını "LEVEL"[www.level.com.tr] dergisinin #320 sayısında okuyabilirsiniz.
Posted 5 September, 2025. Last edited 5 September, 2025.
Was this review helpful? Yes No Funny Award
3 people found this review helpful
1 person found this review funny
6.8 hrs on record
Çok kişiyle oynanabilen, sıfırdan başladığınız bir inşa şirketi simülasyonu.

ContractVille; House Flipper gibi ev yıkma, inşa etme ve eşya düzenleme üzerine kurulu simülasyon oyunlarının arasından “Biz farklı bir yol izleyelim.” düşüncesiyle ayrışmayı hedefleyen bir yapım olmuş ve nihayetinde bunu hatırı sayılır bir ölçüde başarmış.

Rahatlatıcı veya sıkıcı değil, akıcı ve nispeten farklı. Açıkça anlatmak istediğim;

Küçük çaplı işlerle uğraşan bir müteahhitten büyük bir inşaat şirketinin patronuna evrilme yolunda; şirket arabası satın almak, gelen iş teklifleriyle ilgilenmek, geri dönüşüm eşyalarını daha sonra satmak üzere ayırmak, mobilya dükkanından eşya satın almak gibi görevlerle meşgul olurken zamanın bir şekilde akıp gittiği doğru. House Flipper gibi bir yandan farklı bir şeyler izlerken/dinlerken tek başınıza keyif alabileceğiniz, Viscera Cleanup Detail gibi arkadaşlarınızla beraber bir yandan sohbet edebileceğiniz veya Construction Simulator gibi teknik işlerle fazlasıyla uğraşacağınız bir oyun yerine; normal olarak bu oyunların izlerinin bulunabileceği, ancak belli başlı kısımlarda farkını ortaya koyabilen bir iş çıkarılmış denebilir. Bu ise, aranılan gereksinimlere göre elbette bir artı ve eksi yönler tablosu oluşturuyor.

ContractVille’de “başarılı bir simülasyon oyunu” dedirtecek neler var?

Sayfanın ortasından rutin bir başlangıç sunmak yerine oyuncuyu sıfırdan başlatması, keyifli bir oynanış getirisiyle beraber “artı” ve “farklı” listesine yazılacak unsurlardan birini oluşturuyor. Yeni bir şehirde, bir karavanda başlayıp saatlerinizi vererek şirket satın almaya ve düzenlemeye kadar giden bir yoldan geçmek; oynanışı belli bir oranda zenginleştiriyor. Şirket içerisindeki düzene ve inşaat işlerine tek bir kişinin saatlerini harcaması gerekirken, birkaç kişiyle oynandığında görev dağılımı yardımıyla keyifli; aynı zamanda teknik işleri barındıran ve bu işleri yaparken sohbet edebileceğiniz bir oynanışa evriliyor. Oyuncuların, kendilerine ait sunucularını açabiliyor, diğer sunuculara katılım sağlayarak başka oyuncuların inşaat şirketinde işçi olarak çalışabiliyor olması ise bu tarzdaki bir simülasyonu keyifli ve uzun ömürlü kılabilecek artıların arasında.

Dört kişiye kadar oyuncu desteği sağlamasının yanı sıra içeriklerin de fazla olduğu ve yapımcıların yeni içerikler eklemeye devam ettiği ContractVille için başarılı bir inşa simülasyonu oyunu denebilir. Bu türdeki oyunları sevenler için geçirilecek keyifli saatlerin temennisini verebiliyor ancak sisteminiz yeterli değilse yer yer karşılaşabileceğiniz optimizasyon sorunlarının oynanışın akışına yansıyabileceği negatif etkileri de göz önüne alınmalı.

Bu yazının tamamını "LEVEL"[www.level.com.tr] dergisinin #320 sayısında okuyabilirsiniz.
Posted 5 September, 2025. Last edited 5 September, 2025.
Was this review helpful? Yes No Funny Award
5 people found this review helpful
3.5 hrs on record
Early Access Review
Oynanışının basitliği sayesinde arkadaşlarınızla eğlenebileceğiniz bir fast food restoranı simülasyonu.

Çoğu simülasyon oyunu gibi yüzlerce sorumluluk yüklemeyen, bir noktadan sonra oyundan çok bir işkenceye çevirmeyen Sandwich Simulator, eğlence yönüne odaklanılmasına katkı sağlıyor. Stres yaptırıp keyif almanızı engelleyen, zamana karşı yarıştığınız bir mutfaktansa daha “chill” bir oynanışa sahip. Nedeni ise, Sandwich Simulator ile yapmanız gereken şeyler hem basit hem de oyunun başında halihazırda gösteriliyor. Öğrenmek için ayrı bir çabaya ihtiyacınız yok, ilk dakikadan itibaren oyuna alışabiliyorsunuz.

Malzeme satın almak, sipariş oluşturmak, sandviç hazırlamak ve garsonluk yapmak.

Oynanış oldukça sade ve akıcı, odağınızı talep etmeden vakit geçirebileceğiniz basit bir eğlence alanının oluşmasını sağlıyor. Toptancıdan ihtiyacınız olan malzemeleri ve araç gereçleri sipariş ediyorsunuz, gelen müşterilerin isteklerine göre sandviç hazırlıyorsunuz ve yanına istenilen içecekten koyuyorsunuz. Sipariş hazır olunca da müşterinin masasına bırakıyorsunuz. Bulaşık yıkama gibi bir özellik yok. Dolayısıyla tek kişi bile rahatlıkla çoğu işe yetişebilir. Ancak bu kolaylığın artısı ve eksisi, oyuncu sayısına göre değişebilir.

Yardımcı NPC’ler, restoran için dekorasyon seçimi ve erken erişim süreci.

Eğer tek başınıza oynamayı tercih ederseniz bu eksikliği doldurması adına cüzi maaşlarla çalıştırabileceğiniz, size yardımcı olabilecek, her biri farklı rollerde NPC’ler devreye giriyor. Bir oyuncu kadar hızlı olmasalar da özellikle oyunun ilerleyen saatlerinde aynı anda sipariş yetiştirmeniz gerektiğinde büyük faydası oluyor. Aynı zamanda restoranı dekore edebilmeniz için belli başlı satın alınabilir tablolar, saksılar vs. de mevcut. Bu şekilde yavaş yavaş para ve tecrübe kazanmaya başlıyorsunuz, işletmeniz hızla büyüyor ve işletme büyüdükçe müşteri profili de çeşitleniyor. Henüz erken erişimde olan Sandwich Simulator, birkaç kişiyle beraber oynandığı zaman keyifli bir deneyim olabilir. Yapımcıların mesajı, satın alınabilir dekorları ve restoran özelleştirmelerini geliştirecekleri yönünde.

Bu yazının tamamını "LEVEL"[www.level.com.tr] dergisinin #320 sayısında okuyabilirsiniz.
Posted 5 September, 2025. Last edited 5 September, 2025.
Was this review helpful? Yes No Funny Award
4 people found this review helpful
1.6 hrs on record
Early Access Review
FTL gibi oyunları sevenler için başka bir Sci-Fi alternatifi.

Strateji türünü sevenlerin, özellikle de zor strateji sevenlerin ısınabileceği hatta “anlayabileceği” karmaşıklıkta olan Pirate Patrol’da; korsan gemilerini yok edip haritada ilerlerken bir yandan da kaynak yönetimi, loot yapma, mürettebat toplama ve reputation kazanma gibi görevleri yerine getirmeye çalışıyorsunuz. Daha öncesinde oynamış olabileceğiniz stratejik Sci-Fi türündeki oyunlardan farklı olarak, daha yavaş bir tempoda ilerliyor.
Posted 11 August, 2025. Last edited 4 September, 2025.
Was this review helpful? Yes No Funny Award
< 1  2  3  4  5  6  7 >
Showing 1-10 of 70 entries